|
|||||||
| Reklam İrtibat | Mail+MsN | SiteMap | Tags | Üye Ol | Üye Listesi | Arama | Günün Mesajları | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
#1 | ||||
Mektubu postaya vereli iki gün olmuştu Aynı şehirde oturuyorduk, mektubun ona ulaşması iki günden fazla sürmezdi Bu öldürücü sessizlik, özgürlüğümü elimden almıştı Yaşantım işyeri, onu ilk gördüğüm çay bahçesi ve ev üçgeni arasında geçiyordu Bu üçgene “ızdırap üçgeni” adını takmıştım Bekledikçe içimdeki eksiklik duygusu büyüyor, umutsuzluk girdabı içinde kayboluyordum Bu şehirde yaşıyor, nefes alıyor, gülüyor, çocuklara ders veriyordu Bu şehirde benim göremediğim, büyülü büyük bir şey vardı Onu görmüyordum, ama ondan daha büyük başka bir şeyi yaşıyordum Yaşadığım şey olanca gaddarlığıyla “acı”ydı ve tüm hücrelerimi kaplamıştı İlk mektuptan sonra sayfalar dolusu, hata yaptığımı anlatan yeni mektuplar yazmış ama göndermemiştim Çünkü, daha sonra yazdığım her satırda acının haykırışı vardı; hayranlık duysusundan yoksun satırlardı Çay bahçesinin değişmez müdavimlerinden birisi olmuştum Garson, bahçe sınırları içersinde beni gördüğü an ‘bir çay’ diye bağırdıktan sonra bana bakarak gülümsüyordu Başımla ona selam verdikten sonra en uçtaki masaya –artık benim masam gibi olmuştu- oturuyordum Garson, çayımı getirince “yine onu bekliyorsun değil mi?” diye sorduktan sonra benim cevabıma beklemeden “gelecek” diyordu Bu “gelecek” kelimesi veya cümlesi ilk başlarda o kadar güzel bir kelimeydi ki; tıpkı güzel bir musikinin notaları gibiydi Şimdi bana umut vermekten uzak, kötü bestelenmiş bir şarkı gibi Tek motive olabildiğim şey aşk satırları değildi: göz ucuyla bahçe sınırlarına yaklaşan herkesi takip ediyordum Bunu elimde olmadan yapıyordum; her bekleyen gibi tüm duyargalarım açıktı Ona benzeyen herkesi, ilk başta o sanıyor, müthiş derecede heyecanlanıyor, kalbim karaya vuran bir balık gibi çırpınıyor, soluksuz kalıyordum (O şok etkisi başka nasıl anlatılabilir ki, neyse!) Ama her defasında o sandığım kişi birdenbire değişiyor, dönüşüm geçirerek öfkelendiğim soğuk bir yabancı haline alıyordu Bugün farklı bir gündü Çünkü daha hiç kimseyi ona benzetememiştim Yoktu işte, bugün, değişim, dönüşüm geçirebilecek kadar bile yoktu! Yanılmışım! Yanıldığımı defterimin üzerine düşen ince gölgesinden ve serçe ötüşü gibi sesiyle ‘merhaba’ deyişinden anladımO an beynimin içinde her şey bir anlığına durmuştu “Merhaba,” diyerek ayağa kalktım Tokalaştık, eli sıcacıktı; tüm üşümüşlüğümü birden gidermişti Heyecan ve şaşkınlıktan küçük dilimin üzerinde biriken ve konuşmamı engelleyen sıvıyı güç belâ yuttum “Oturmaz mısınız?” diye sorarken, elimle sağ yanımdaki sandalyeye işaret ettim O, çantasını vakur bir tavırla masaya ko***** oturdu -Bakıyorum yine yazıyorsunuz, dedi -Alışkanlık, yazmadan duramıyorum, amatörce işte, diye cevap verdim Küçük, siyah ve şirin çantasından pembe bir toka çıkardı Sanırım başka bir çantaya şirin sıfatını yakıştırmazdım Kıvırcık siyah saçlarını geriye doğru eliyle topladıktan sonra tokayla tutturdu -Şanslısın iyi bir alışkanlık, dedi incecik sesiyle İnsan bazı ender anlarda her şeyiyle doruk noktasına çıkar, her şeyi yapabilme gücünün varlığını hisseder ve her şeyi söyleyebilme yeteneğinin O an, o doruk noktasındaydım Şaşkınlığım geçmişti -Nerden böyle? Diye sordum Bu içten gelen soruyu bulabilmek o an için çok önemliydi Çünkü sohbetimizin bir önceki gibi kötü başlamasını istemiyordum Bir önceki karşılaşmamızda onunla daha tanışmadan “gözlerindeki yalnızlık yalnızlığıma eşdeğer” gibi aptalcasına bir cümle kurarak sohbete giriş yapmıştım Sohbetimizde o minval etrafında dönüp durdu Gözlerimden nasıl anlam çıkarırsın, gözlerimden anlam çıkarıp durma, daha beni tanımıyorsun, gözlerimde ne yazdığımı okuyorsun, o yalnız değilmiş gibi cümleler etrafında dönüp durduk Sohbetimiz gözler ve yalnızlık ana konulu tartışmalar arasında geçip gitti Ne yapayım, o an o cümleyi söylememek elimde değildi! İşte bunun için konuşmaya basit, gerçek ve içten bir soruyla başlamalıydım ve bunu başardım (Kendimle o an çok gurur duymuştum ) -Betül’le yemekten geliyorduk, seni gördüm ve konuşmak için buraya saptım, diye cevap verdi Bir rastlantı eseri beni görmesi cümlesini es geçerek neşeyle atıldım: -Sevindim, bende seninle konuşmak istiyordum, ne içersin? Diye sordum (Dedim ya, o an yeteneğimin en üst noktasındaydım!) O, küçük rujsuz dudaklarını düşünceli bir şekilde kıvırdıktan sonra önemsiz bir istekte bulunur gibi: -Çay alayım, dedi Onun bir şey içmesi nedense çok önemliydi Onun için bir şeyler yapabileceğim ilk kanıtı bu "çay"dı Ama o, böyle anlamlı düşüncelerden çok uzaktı Her şeye, benim gibi bir anlam yüklemiyordu -Görüşmeyeli nasılsın? Diye sordum -İyiyim sen? Diye karşılık verdi -Teşekkürler iyiyim, diye cevap verdim Mektup konusunu hemen girmek istemiyordum, ama aklımda sadece o vardı ve söyleyecek başka şey bulamıyordum Sıkıntıyla oturuş şeklimi değiştirdim Fiziksel hareketler ile biraz zaman kazanmaya çalışıyordum Ama birden, benimde anlamadığım bir şekilde o soru ağzımdan çıkıverdi -Mektubu aldınız mı? Soruyu sorar sormaz sohbetimizin bir önceki sohbet gibi olacak korkusuyla pişman olmuştum Çünkü mektupta abartılı –benim için anlamı çok derin- cümleler vardı Mesela: “Yıllardır seni tanıyorum gibi, en çok seni tanıyorum,” gibi -Aldım kafam karıştı, diye cevap verdi ciddi bir sesle Eyvah ki ne eyvah! Yapacak bir şey yoktu Garsonun çayları bırakmasını bekledim Garsonun pörtlek gözlerini üzerimde hissediyor, ama ona bakmıyordum Çünkü gözlerinde ki anlamı biliyordum ; “Ben sana gelecek demiştim ” Garson gittikten sonra onun gözlerinin içine bakmaya çalışarak: -Neden? Diye sordum O bildik, sinirli tavırlarıyla şekerleri çayın içine attı Sanki benim kafama atmak ister gibiydi! -Beni tanımadan bu derece aşık olmanız beni şaşırttı, diye cevap verdi hışımla -Olamaz mıyım? -Nasıl olabilirsiniz ki? Bir kere buluştuk, ilk buluşmamızda kavga ettik Ortamı yumuşatmaya çalışarak: -Kavga değildi, tartışmaydı, diye itiraz ettim -Yumruk yumruğa girmemiz mi lazım illa ki! Sonra da çekip gittiniz, dedi Konuşma gittikçe kötüye gidiyordu ve bende bocalamaya başlamıştım -Gitmemin sizinle ilgisi yoktu, diye karşılık verdim -Benden başka kimse yoktu orada, kime sinirlendiniz ya? Diye sordu -Bakın o bir buluşma değildi, sizin yanınızda arkadaşlarınız vardı Arkadaşlarınız gelir diye sizi yalnız bıraktım -Yapmayın lütfen! Bana kızdığınızı niye açıkça söylemiyorsunuz? Tek kelime etmeden çekip gittiniz Hareketimin böyle algılanacağını hiç düşünmemiştim O an en çok kızdığım kişi kendimdim ve bu düşündüklerimi aynen söyledikten sonra ,şunları da ekledim: -Size kızmadım Acizliğime, çekingen tutumuma, pısırıklığıma kızdım, dedim ve o günü içim yanarak hatırladım Ortam biraz yumuşamıştı Gülümseyerek: -Çok utangaçsınız! dedi Merakla: -Kötü bir şey mi? Diye sordum Bilgiç bir tavırla: -Aşırıysa kötü, diye cevapladı -Aşırı, ama kötü olduğunu düşünmedim İyi insanlar utanırmış hem, diye bir övüncü üstüne alınarak yapılan sıradan bir espri yerleştirdim konuşmamın sonuna Beyaz dişlerini göstererek nazikçe güldü - Ooo, bugün formundasınız! Gaza gelmiştim Kendimi tutama*****: -Göründüğüm kadar sıkıcı bir insan değilim, neyse konunu minvalini değiştirelim istersen, dedim Düşünceli bir tavırla çayından bir yudum içti -Daha önce dediğim gibi kafam allak bullak, yeni bir ilişki hiç düşünmüyordum Karşı taraf sizi istemiyorsa “şu sıralar düşünmüyorum,” tarzında cümleler kurar Ama işte, beynim o an her şeye o kadar hakimdi ki; utangaç yanım bu cümleden etkilenmedi İki hafta süren bekleyişten sonra onunla beraber olmak, “o an” her şeye yetiyordu -Düşünmüyorsanız neden kafanız karışık? diye bir an önce gerçek duygularını söyletmek için yaptığım akıllıca manevra, onun ters bir bakışıyla hüsrana uğramıştı Oluşan gergin havayı dağıtmak için bir süre bekledim Bunun için çayımın son yudumunu kullandım ve süreyi biraz daha uzatmak için bir sigara yaktım Yeterince beklediğimi kani geldikten sonra: -Cümlelerim nasıldı? Diye sordum Ürkek bakışlarla onun yüzüne baktım Gülümsediğini gördüm O an anlamıştım ki, konuşurken cümlelerimi çok dikkatli seçmem gerekiyordu, yazarlığında verdiği hızla anlamlı cümleler söylemek yerine, bir ilişkinin başlangıç aşamasında hangi sıra uygulanıyorsa, o cümleleri seçmeliydim Aşk ile hep roman ve filmlerde karşılaştığım için bu gerçek dışı tanıtıcının sırasını takip ediyordum Basit ve sıradan olan hem gerçek hem de daha güzeldi Bunu yeni anlıyordum Büyük bir açık sözlülükle: -Güzeldi, birisi tarafından beğenilmek hoştur “İşte, bu cümleleri istiyorum senden!” diye geçirdim içimden Sadece: -Sevindim, dedim O, oluşan umut filizlerimi dallanıp budaklanmadan hemen kurutmak ister gibi hızlıca: -Ama, ben sizin gibi bir bakışta, ilk görüşte aşık olamam Ayrıca bu da mümkün değil, dedi İlk bakışta aşka büyük inancım vardı Şaşkınca: -Nasıl? Değil mi? Diye sordum Kahverengi gözlerini bir tur daire çizdirerek: -Tabi ki değil İnsan hiç tanımadığı birisine nasıl aşık olabilir? Gözlerime baktığınız anda beni tanıdığınızı, yıllardan beri tanıdığınızı ve benimde sizi tanıdığımı yazmışsınız Bunu nasıl söylersiniz Allah aşkına! Diye sordu Umutsuzca: -Ama ben sizi tanıyorum, hissettiğim şeyi yazdım, diye cevap verdim Titrek sesim ikna gücünden uzaktı İnce kaşlarını yukarı kaldırarak: -Ben sizi tanımıyorum, dedi “Hadi ispat et” dercesine gözlerimin içine bakıyordu veya ben öyle anlamıştım Umutsuzluğa düşen her erkek gibi, kendi üzüntülü geçmişimden bahsetmeye başladım Geçmişimin doğrularla dolu olduğuna inanıyor ve onu etkileyeceğimi sanıyordum Uzun bir konuşma oldu “Beş yıl önce Afyon’a gelirken şöyle bir karar vermiştim İşyerinde susacağım Sadece görevimi yapacağım Bu karara varmamda ki sebep; doğruları yapmadaki sapmaz idealistliğim yüzünden işten atılma noktasına gelmiş olmamdı İdeallerim vardı Gençtim ve kendimi bükülmez bir demir gibi hissediyordum Ama büktüler İnancımı sarstılar İstifamı verdiğim zaman müdürüm ailemi aramış Biliyorsun ülkemizde şu an en önemli olan şey mide doyurmaktır yani ekmektir Annem telefon açtı Hıçkıra hıçkıra ağla***** ‘karışma oğlum hiç bir şeye’ diye benden söz istedi Bende annemin feryatlarına dayanamadım, söz verdim İçimdeki ‘Doğrucu Davut’u’ o gün öldürdüm İstifamı geri aldım Kısa bir süre sonra tayinim çıktı Bu silik bir hale gelmemi daha kolaylaştırdı Hiç itiraz etmeden, susarak verilen her görevi yerine getirdim Ama sustukça içimde nefrete dönüşen bir boşluk oluştu Yazdığım yazılar bile değişti Hep kötü yola sapan karakterler sayfalar üzerinde görünmeye başlamıştı Bu kaçınılmazdı, biliyorum Düşünen insan yalnızlığa mahkumdur, bunu da biliyorum Ama ortada her şeyden daha bilinen bir şey vardır; oda sevdiklerinizi üzmemek adına verdiğiniz sözdür Susmanız ve kabul etmeniz gerekir Ama değiştirmek, yok etmek istedikleriniz bunu bir korkaklık olarak algılayıp durmadan karşınıza çıkar ve sonunda size egemen olurlar Aşağılanmışlık hissi öldürür sizi, alkole başlarsınız Değişik şeylerle konuşmaya başlarsınız, aslında tek bir şeye yani Allah’a seslenerek, tek bir şey istersiniz, mutluluk ” Dedikten sonra sigaramdan bir nefes çektim Duygulanmıştım, kelimeler kendiliğinden dökülüyordu; sanki ona olan aşkımı anlatıyordum Başka şey nasıl mümkün olabilirdi! Yıllardan beri bir sevgilinin sıcak, güvenli limanına aramıştım Gemim hep açıklarda kalmış, dalgalarla boğuşmaktan yorulmuştu; dinlenecek bir liman gerekliydi Geçmişimi anlatarak onun yanında dinlendiğimi, onun benim limanım olduğunu anlatmak istiyordum Her kaptanın işi dışında dinlenebildiği tek bir liman veya kara parçası vardır Sigara dumanını havaya saldıktan sonra konuşmamı kaldığım yerden devam ettim “Siz gelmeden, birkaç dakika önce oluşmuş olan yeni ‘ben’in fotoğrafını çok net görmüştüm Bu görüntüden nefret ettim Daha sonra siz geldiniz Verdiğim sözden vazgeçmeye karar verdiğim anda siz geldiniz Sanki değişimi ispatlar gibi! Tam geçmişi hatırladığım an, tam olmak istediğim kişiyi hatırladığım an; hatırlamak eylemi sanki sizi bekler gibiydi İlk görüşte geçmişimi hatırladım Bugünde; bugünkü fotoğrafımı gördüm Artık pek önemi yok! Ne nesneler, ne kavramlar, ne iyiler, ne kötüler, ne de verdiğim söz var Ne bir yanlışın karşısında durmak istiyorum, ne de bir doğrunun yanında olmak istiyorum Ben sadece senin yanında olmak istiyorum ” Bu konuşmam olabildiğince doğaldı, içtendi; cümle kurmak için hiç düşünmemiştim, kendiliğinden cümleler çıkmıştı Acaba ben üzüntülü geçmişimden bahsederek ona yalvarmış mıydım? Bu soruyu düşününce mideme bir korku yumağı gelip oturdu (Bir insanın yeniden doğuşundaki güzellikten çok, yıkılmasını ve yıkılma sebeplerini anlattığımı konuşmam bittikten sonra fark etmiştim Oysa, onunla beraber doğumumu, tomurcuğun çatlamasını, çiçek oluşunu anlatmak istemiştim Belki bir çiçek tüm bu acıları çektikten sonra çiçek oluyor düşüncesiyle korku yumağını biraz yatıştırdım ) Ama yok, yok! Bu acındırma değildi; onun karşısında oturan ‘ben’in şu andaki durumunun bir savunmasıydı Ben, tüm bu gel gitleri yaşarken onun gözlerine baktığım zaman, gözlerinin buğulandığını fark ettim Onun üzülmesini istememe rağmen, istemeden oluşturduğum hüzün birbirimize daha da yaklaştırdı Belki kendi yaşamından kesitler bulmuştu öykümde Veya biz yakınlaşmak için böyle bir duygu arayıp bulmuştuk Her neyse! Hüzün, birbirine bağlanmak isteyen kişileri arayıp bulan önemli bir duygudur Aptalca hüzünler değil! Soylu, erdemli hüzünler İşte hayat böyleydi, her şeyin karşıt bir kötüsü vardı; hüznün bile! Hüzünden doğup gerçekleşirdi çoğu ütopyalar Düşünceli bir tavırla (bu düşünceli halini seviyordum): -Garip bir insansın, sıradan bir şey anlatırken bile onu olduğundan büyük gösteriyorsun Bilerek yaptığın bir şey değil belki ama abartıyorsun işte, dedi "Keşke, hep düşünse hiç konuşmasa!" İlk başta bu düşünce aklımdan geçmiş olsa bile onun ‘garip bir insansın’ deyişine alınmadım Garipliğim –diğer insanlarca öne sürülüyor- doğumumla özdeştir diye düşünürüm çoğu zaman Bu kelimeyi tanıdığım kişilerin hemen hemen hepsinden çok kereler duymuşumdur Bu hayatta en çok kendisi tarafından anlaşılmasını istediğim kimsenin de beni böyle tanımlamasına alınmadım Çünkü, garipliğimin nedenini anlamaya en yakın kimse oydu Bunu hissediyordum -Özel bir çaba harcamıyorum bir yetenek işte, dedim Bir süre bana baktıktan sonra: -Sadece söz verdiğin için yaşamını mahvetmen doğru muydu? Diye sordu -Yanlıştı belki Ama sözler genelde tutulmak için verilir Hem sevdiklerimi üzmemek, verdiğim sözü haklı çıkarıyor gibiydi -Bir sözle yaşamının beş yılı gidiyor -Bir karar verdiğin zaman uygulamak zorundasın Yoksa hiçbir anlamı kalmaz -Ya, yine olursa! Diye sordu -Artık kendimin olabildiğince farkındayım, doğru isteklerimle mutlu olmak istiyorum -Ya, ben düşündüğün gibi biri değilsem! Onu sevdiğimi defalarca çeşitli şekilde belirtmeme rağmen hâlâ ispat istiyordu -Seni bir şekle, belirli kalıp içine sokmuyorum Sadece bakıyorum Gözlerin bu konuda çok yardımcı oluyor Elindeki çay kaşığını masaya vurarak: -Taktın gözlerime, dedi sinirlice Benden bir şey söylememi istiyor, ama ben o büyülü cümleyi bulamıyordum O hüzünlü yakınlaşma kaybolmak üzereydi -Peki sen düşündüğüm gibi biri misin? Diye sordum Saçlarını öfkeyle karıştırarak: -Değilim, ben senin gibi sessiz birisi değilim Gülmeyi severim Sen çok suskunsun ve hep yalnız takılıyorsun, dedi Konu dönüp dolaşıp bana geliyordu Birazda, ondan bahsedelim diye düşünürken, ben bumerang gibi dönüp dolaşıp konunun tam orta yerine düşüyordum -Hülya hanım öttü herhalde! Şen bir kahkaha attıktan sonra: -Nasıl olsa duyacaktım? Hülya’yı suçlama, aynı evde kalıyoruz Bildiklerini söylemezse ayıp eder daha, dedi -Suskunluğumdan daha önce hiç bu kadar şikayet gelmemişti Hem yanındayken ne zaman sustum -Konuşurken bile böyle bir intibaa bırakıyorsun insanların üzerinde -Yani boşa konuşuyorum! -Hayır, tabi ki değil! -Sıkıyor muyum seni? -Alınganlık damarın kabardı yine herhalde? -Konuşmak neden bu kadar önemli? -Anlamıyor musun? Beğenilmek istiyorum Yanımda olan kişinin de beğenilmesini istiyorum -Ben beğeniyorum Başkalarının tasdiklemesine neden ihtiyacım olsun? İşin içinden çıkamadığı zaman yaptığı gibi: -Gördün mü? Anlaşamıyoruz, dedi O an, çok kızmıştım, içimden ‘evet anlaşamıyoruz’ cümlesi geçti, ama söyleyemedim Keşke o cesareti o gün gösterip söyleseydim; ama onu çok seviyordum ve duygularını incitmek istemiyordum ‘Anlaşamıyoruz’ kelimesinin ayrılık kokan anlamından uzaklaşmak için, direk o kelimenin üzerine gitmeye karar verdim -Sende taktın mizaçlarımızın farklı olduğuna! -Ama öyle, diye cevap verdi küçük ellerini iki yana açarak Ellerimi birbirine kenetleyerek sıktım: -Önemli değil Ters köşede olanlar da birbirine sevebilir Aşk, çok daha garipti! Daha birkaç dakika önce dünyanın en yakın insanları biz gibiydik; yada ben böyle hissetmiştim Şimdi ise ayrı parçaların notaları gibiyiz Uyumlu olabilmemiz zor olmasına rağmen, bir başka notadan –uyum içinde olabileceklerimden- hoşlanmam mümkün değildi Çünkü ben ondan hoşlanmıştım Daha sonraki konuşmalarımız, ailelerimiz ve neler yaptığımız hakkında oldu Ayrılma zamanı yaklaştıkça –saat on etmişti- bu anı nasıl geciktiririm diye düşünürken bir yandan da ona ilginç şeyler söyleyerek onu güldürmeye çalışıyordum Onun gülümsemesi, beni çok mutlu ediyordu Ama zaman hızla ilerliyordu Tam, kapana kısıldım derken birden: -Geçen buluşmamızda yan masa da yazdıklarını okuyabilir miyim? Tabii yanındaysa, diye de ekledi Hangi yazıyı kastettiğini çok iyi biliyordum Çünkü ona bakarak yazmıştım -Özelse gerek yok alınmam, dedi telaşla Büyük bir abartıyla defteri poşetten çıkararak ona uzattım Bir yandan da uzunca bir süre daha beraberiz diye düşünerek neşelendim -Özel bir şey, ama sizin okumanız da sakınca yok, ilk sayfadan beşinci sayfaya kadar o güne ait Başını deftere doğru eğerek okumaya başladı Saçı, sayfaların üzerinde gezindiğinden mi bilmem, o sayfalar daha sonra benim için çok değerli bir hatıra haline geldi Gülümseyerek bana bakan garsona ‘haklıymışsın’ dercesine bende gülümsedim ve iki çay işareti yaptıktan sonra poşetten yeni bir defter alarak yazmaya başladım “Turuncu bir tişört var üzerinde Sanki yıllardan beri aradığım şey bu tişörtte Bir şey aramıyorum artık; çünkü karşımda duruyor Ne karmaşık, ne anlamsız; basitçe, işte hepsi bu ” İlk defa kalem elimdeyken yorgunluktan değil de aklıma bir şey gelmediği için, kalemi elimden bırakmıştım Yazacak şeylerin hiçbir zaman için tükenmeyeceğini düşünen ben, üste yazdığım küçük paragrafla her şeyi anlattığımı hissetmiştim Çaylar geldikten sonra: -Hep burada mı yazıyorsunuz? Diye sordu -Yok, belirli bir yer yok, aklıma nerde yazmak gelirse orada yazıyorum Diye cevapladım Sanırım beklediği cevabı almıştı Burada onun için bulunduğumu ve yazdığımı duymak istemişti Çayı *******rken onu izlemeye başladım Bir ara başını kaldırdı, gülümseyerek “ne var?” diye sordu “Hiç” dedim, “sana bakmak hoşuma gidiyor,” basit bir soruya basit bir cevaptı, ama bana o an öyle tatlı gelmişti ki, yaşamımın ondan sonraki bölümünde hep bu sahneyi hatırla***** mutlu olmaya çalıştım “Ne var?” sorusundan çok onun gözlerinin içine kadar gülümsemesi daha güzel, daha tatlıydı Bir tür uyanıkken rüya gören mecnun durumu vardı ortada Ben durumumdan şikayetçi değildim Sadece rüyayı yaşamak istiyordum; hiçbir şeye gereksinim duymadan rüyayı yaşamak istiyordum Onun kıvırcık saçlarına bakarak büyülü hayallere dalmışken: -Yeni yazdıklarını da okuyabilir miyim? Diye sordu Gözleri, gözlerimde bir tereddüt ışığı arıyormuş gibi dik dik baktı Gülümseyerek yavaşça defteri uzattım O da gülümsedi O an içimden hep böyle gülümsesek diye dua ettim Gözlerine baktım; kendinden geçmiş gibiydi İlk defa yazdığım cümlelerden dolayı mutlu olmuştum; oysa içlerinde ne bir sancı vardı, ne de bir gizemi çözmek! Sadece nasıl sevdiğimi anlatmışım O aşık olan herkes yazmalı diye düşündüm![]() ![]() Galiba ikimizde o an birbirimizi bulduğumuzu sanıyor ve çok basit bir şekilde konuşuyorduk Yazı da arıyordunuz, yaşam da buluyordunuz; yani yazarken ne aradığınızı bilmeden sayfaların üzerinde onun bulanık görüntüsünün peşinden durmadan koşarak aradığınız şeyi tanımlamaya çalışıyordunuz Ve sonuçta “işte o” diyordunuz Tıpkı bir ressamın çizme sebebi gibi, yada mesleğini büyük bir aşkla yapan herkes gibi… -Seni seviyorum, dedim -Ben de seni! Bu onun bu yaşamda son cümlesi oldu Belki daha sonra çok şey dedi; tatlı sesinden en net şekilde hatırladığım bu cümle oldu “Bende seni ” SEBEP Sebep neydi? Sebebi ben miydim? Bilmiyorum Bugün yok, yok olduğu günler çoğaldı Şef garsona “gelecek” kelimesini söylemesini her istediğimde tekmelerle çay bahçesinden kovuluyorum Tekmelerin sebebini anlamasam da aldırmıyorum, yeter ki bir kere “gelecek” desin! O bir derviş, yeter ki "gelecek" desin! Hiç demedi! Günler yokluğuyla geçiyor, yokluğu keskin, yoğun, net, acımasız ve vurdumduymaz Evet, eminim, bu çöl iklimi, bu şehre o gittikten sonra yerleşti Onsuz yaşanılan her akşam, çok soğuk, üşütür insanı, onun uyanmadığı gün yakar kavurur insanı Buradan geçen yolcular bunu bilmezler, bilmelerine gerek yoktur, ama geceleri konaklarlarsa Afyon’da çok üşürler… Onlar vardıkları yerde “yolculuk nasıldı?” sorusuna tek bir cevap verebilirler: “O şehir çok soğuktu Çok üşüdüm ” Mezarlığa gitmem gerek geceleri, tek sıcak yer orası… “Ne var?” diye soruyor gülen gözlerle, “Hiç sana bakmak hoşuma gidiyor ” Diye cevap veriyorum Bir günde bir ömür kazanmış ve daha sonra kaybetmiştim Onun benden ayrılışı hakkında ne söylesem boşuna! Sadece mutluluğu doyasıya yaşadığım o gün var O gün yaşamım boyunca bana yeter! Bir kere, o masada, o gün sevdim ben![]() alıntı Kayıt Olmanız GEREKMEZ !
Yorum yada Mesaj Yazın ! Yorum yada Mesaj Göndermek için Lütfen Üye Girişi Yapın. |
|||||
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
Benzer Konular
|
||||
| Konular | Konuyu Başlatan | Forum | Yaz | Son Mesaj |
| Bağlandim bir kere | angel1975 | Tıkla & İzle Clip's | 0 | 10-02-2009 06:21 |
| Barış Akarsu - Sevdim Seni Bir Kere | pesimist_girl | Türkçe Sözler | 0 | 08-11-2008 21:59 |
| 41 kere maşallah | sharp_shooter | Trabzonspor | 0 | 21-08-2008 18:06 |
| 41 kere maşallah | sharp_shooter | Trabzonspor | 0 | 03-08-2008 17:47 |
| Sevdim Işte Sevdim | SiLeNtScReAm | Aşk Şiirleri ve Hikayeleri | 0 | 05-06-2007 10:45 |