SANALHAZiNEM Size Yeter
Geri Git   SANALHAZiNEM Size Yeter > YÜCE DİNİMİZ İSLAMİYET > İki Cihan Güneşi Hz.Muhammed (S.A.V.) > Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hayatı

Reklam İrtibat Mail+MsN SiteMap Tags Üye Ol Üye Listesi Şifremi Unuttum Arama Günün Mesajları Konuları Okundu İşaretle

Hicretin Dokuzuncu Senesi-6 | Veda Haccı-1

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Sanalhazinem.com Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-03-2007, 10:53   #1
Hicretin Onuncu Senesi


Hicretin Onuncu Senesi



Hazret-i İbrahim’in Vefatı

Hicretin 10 senesi, Rebiülevvel ayının onuncu günü, Salı Peygamber Efendimizin mübârek kalbi, bütün insanlara karşı bir şefkat ve merhamet kaynağını andırıyordu Mini mini yavrulara, şip şirin çocuklara karşı ise bam başka bir muhabbet, ap ayrı bir şefkat besliyordu Hele kendi çocuklarına karşı âdeta bir şefkat ve sevgi deryâsıydı

Hz Hatice’den dünyaya gelen üç oğlu Kasım, Abdullah ve Tahir’i henüz Mekke’de iken ve bebek yaşta ebedî âleme uğurlamıştı Onların ebedî âleme göçü ile mübarek kalbleri oldukça teessür duymuştu Fakat, Hz Mâriye’den sevgili oğlu İbrahim’in dünyaya gelişi onu bir derece teselli ediyordu Bu sebeple, bu biricik oğlunu fazlasıyla seviyordu Mübarek elleriyle başını okşuyor, kucağına alıp göğsüne basarak bu sevgi ve şefkatini izhar ediyordu

Evet, şefkat “rahmet-i İlâhiyye’nin en lâtif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerindendir” Şefkatin en şirini de evlâda karşı duyulanıdır Çocuk ise, Cenab-ı Hakkın, anne-babaya muvakketen teslim edilmiş bir emânetidir

İşte, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, her emânet gibi, bu emânete karşı da gereken alâkayı esirgemiyordu Çocuğunu, Cenab-ı Hakkın rahmetinin bir cilvesi olarak görüyor ve onun için seviyor, bağrına basıyordu

Hz İbrahim on altı ayına henüz ayak basmıştı Bu sırada Peygamber Efendimiz onun hastalandığı haberini aldı Sevgili oğlunun annesi Hz Mâriye ile birlikte oturdukları bağ içindeki evine gitti

Peygamber Efendimiz, hasta yatan nur topu oğlunun gözlerinde eski parlaklığı ve hareketli bakışları göremiyordu Gürbüz ve hareketli İbrahim, bir anda sessiz, sakin ve dünyadan küsmüş gibi duruyordu Bu haliyle ebedî âleme yolcu olduğunu âdeta ifade etmek istiyordu

Bunu fark eden Efendimiz, kucağında tuttuğu sevgili oğlunun yavaş yavaş kayan gözlerine bakarak, “Allah’ın takdirine karşı elden ne gelir, ey İbrahim!” buyurdu Az sonra Hz İbrahim fâni dünyaya gözlerini yumdu

Bu esnada Peygamber Efendimizin (asm) mübârek gözlerinden yaşlar boşandı Hz Abdurrahman bin Avf, “Yâ Resûlallah! Siz de mi ağlıyorsunuz? Böyle ağlamaktan halkı men etmemiş miydiniz?” deyince, Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurdular:

“Ey ibni Avf! Ben size günah ve ahmaklığın ifâdesi olan şu iki ağlayış ve bağırışı yasakladım: Nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışından ve musîbet ve felâket sırasındaki bağırışla yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmaktan Benim bu ağlamam ise, şefkatin eseridir, acımadan ibârettir Merhamet etmeyene, merhamet edilmez!”1

Peygamber Efendimiz yukarıdaki dersinden sonra da göz yaşlarına hâkim olamadı Gözleri yaşla dolunca şöyle buyurdu:

“Göz yaş döker, kalb teessür duyar Biz, Yüce Rabbimizin râzı olacağı sözden başkasını söylemeyiz Vallahi, ey İbrahim! Senin ayrılığın bizi fazlasıyla mahzun etti!”2

Bir erkek evlâda doyamamanın hasretli gözyaşlarını akıtan Efendimiz, daha sonra karşısındaki dağa bakarak şöyle buyurdu:

“Ey dağ! Eğer, bendeki üzüntü sende olsaydı, muhakkak yıkılmış gitmiştin Fakat biz, Allah’ın bize emrettiğini söyleriz: ‘İnnâ lillahi ve İnnâ ileyhi râciûn’”3

Teçhiz ve tekfininden sonra, en mûtenâ ve mübârek eller üzerinde Hz İbrahim, Baki’ mezarlığına ***ürüldü Peygamber Efendimiz (asm) orada cenaze namazını kıldırdı

Kabir hazırlanmıştı Peygamber Efendimiz (asm) kabirde bir delik gördü Kabir kazanın dikkatini çekti ve oranın kapatılmasını emretti Kabiri kazan, “Yâ Resûlallah! O delik mevtaya ne zarar verir, ne de fayda!” deyince, Kâinatın Efendisi şu dersi verdi:

“Evet, o ölüye fayda da vermez zarar da Ancak, dirinin gözüne zarar verir, rahatsız eder Allah kul bir iş yapınca onu mükemmel yapmasını ister”1

Bundan sonra Hz İbrahim kabre kondu Server-i Kâinat Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), mübarek elleriyle göz yaşları arasında kabrin üzerine toprak serpti, su serpti

Peygamberimizin Müslümanları ikazı

Hz İbrahim’in vefât ettiği gün güneş tutulmuştu

Halk bunun, onun vefâtıyla ilgili olduğunu sanarak, “İbrahim’in ölümü sebebiyle güneş tutuldu” dedi

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bunu duyunca, Mescid-i Şerife vardı ve Allah’a hamd ve senâdan sonra Ashab-ı Kirama şu dersi verdi:

“Ey insanlar! Biliniz ki, güneş ve ay; Allah’ın kudret alâmetlerinden ikisidir Bir kimsenin vefâtı veya birinin hayatı sebebiyle tutulmazlar

“Bunları tutulmuş gördüğünüzde, hemen mescidlere gidiniz Onlar açılıncaya kadar da Allah’a duâ ediniz, namaz kılınız!”2

Hz İbrahim’in ölümü ile Peygamber Efendimizin çocuklarından sadece kızı Fâtıma hayatta kalmış oluyordu Bu da onun neslinin hikmete binâen oğullarından değil, kızından devam edeceğinin bir ifadesiydi Böylece; “Muhammed, hiçbirinizin babası değildir; o Allah’ın Resûlüdür ve peygamberlerin sonuncusudur”1 âyet-i kerimesinin işârî mânâsı da anlaşılmış oluyordu:

“Bir kısım, şu âyetten şöyle bir işâret-i gaybiyeyi fehmeder ki; Peygamberin (asm) evlâd-ı zükûru [erkek çocukları], rical derecesinde kalmayıp, rical olarak nesli bir hikmete binâen kalmayacaktır Yalnız ‘Rical’ tâbirinin ifâdesiyle nisânın [kadınların] pederi olduğunu işâret ettiğinden, nisâ olarak nesli devam edecektir Felillahilhamd, Hz Fâtıma’nın (ra) nesl-i mübareki, Hasan ve Hüseyin gibi iki nuranî silsilenin bedr-i münevveri, Şems-i Nübüvvetin mânevî ve maddî neslini idame ediyorlar”2

* * *



Halid bin Velid’in Necran’a Gönderilmesi

Hicretin 10 senesi, Rebiülevvel ayı (Milâdî 631) Resûl-i Ekrem Efendimiz bu tarihte Hz Halid bin Velid’i dört yüz mücahidle Yemen civarındaki Necran’da oturan Haris bin Ka’boğullarına gönderdi1

Resûlullahın Halid bin Velid’e emri şöyleydi:

“Onları üç gün İslâma dâvet et, icâbet ederlerse, gerekeni yap Şayet icabet etmekten kaçınırlarsa onlarla savaş!”2

Hz Halid, emrindeki mücahidlerle Necran yakınına vardı Bir kaç taraftan süvari elçiler göndererek Hâris bin Ka’boğullarını üç gün üst üste İslâmiyete dâvet etti Necran halkı, sonunda dâvete icabet ederek Müslüman oldu3

Bunun üzerine Hz Halid, İslâmın ahkâmını, mesuliyetlerini öğretmek üzere aralarında bir müddet kaldı Sonra da durumu Resûl-i Ekrem Efendimize bir mektupla bildirdi Mektubunda ne yapması gerektiğini soruyordu

Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), Hz Halid’in mektubuna şu cevabı yazıp gönderdi:

“Bismillahirrahmanirrahim Resûlullah Muhammed’den Halid bin Velid’e:

“Allah’ın selâmı üzerine olsun! Senden [yaptığından] dolayı kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’a hamdederim! Elçinin getirdiği mektubunu aldım Mektubunda, Hâris bin Ka’boğullarının karşı koymadan Müslüman olduklarını, tek ve ortağı olmayan Allah’a îmân ettiklerini, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet getirdiklerini, Allah’ın onları doğru yola hidâyet ettiğini haber veriyorsun Onları, Allah ve Resûlünün emirlerine göre hareket ettikleri takdirde, âhiret nimetleriyle müjdele! Aykırı hareket ettikleri takdirde, âhiret azabının dehşetiyle korkut Artık dön gel! Onların elçileri de seninle birlikte gelsin! Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi üzerine olsun”1

Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) emri üzerine Hz Halid, Hâris bin Ka’boğullarından bir heyetle Medine’ye geldi Elçiler, Hz Resûlullahın huzuruna çıkıp Müslüman olduklarını haber verdiler

Peygamber Efendimiz, Benî Hâris bin Ka’boğullarına elçiler arasında bulunan Kays bin Husayn’ı vali ve kumandan tayin etti

Elçiler, Medine’de bir müddet kaldıktan sonra, Resûl-i Ekrem Efendimizin verdiği hediyelerle birlikte yurtlarına döndüler2

* * *



Müslüman Beldelere Vali ve Zekât Memurları Gönderilmesi

Hicretin onuncu senesinde, İslâm güneşi bir çok beldede bütün haşmetiyle parlamaya başlamıştı Bu sırada Peygamber Efendimiz, İslâmiyetin yayıldığı bütün beldelere vâliler ve zekât, sadaka tahsil memurları gönderdi Necran, Hadramut, San’a, Kinde, Sadif, Yemen, Zebid, Rima’, Aden, Sahil, Cened (Yemen) vâli ve zekât tahsil memurlarının gönderildikleri yerler arasındaydı1

Muaz bin Cebel Yemen’e gönderiliyor

Resûl-i Ekrem Efendimizin Müslüman beldelere vâli ve zekât tahsil memurları gönderdiği sıradaydı Bir gün sabah namazından sonra cemaata dönerek, “İçinizden hanginiz Yemen’e gider?” buyurdu

Hz Ebû Bekir, “Ben giderim, yâ Resûlallah” dedi

Peygamber Efendimiz hiç bir cevap vermeyip sustu “Az sonra tekrar, “Hanginiz Yemen’e gider?” diye sordu

Bu sefer Hz Ömer ayağa kalktı, “Ben giderim, yâ Resûlallah” dedi

Peygamber Efendimiz, Hz Ömer’e de cevap vermeyip sustu

Bir müddet bekledikten sonra tekrar, “İçinizden Yemen’e kim gider?” diye sordu

Muaz bin Cebel (ra) kalkıp, “Ben giderim, yâ Resûlallah” dedi

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm), “Ey Muaz! Bu vazife senindir” buyurdu

O sırada Yemen üç vâliliğe ayrılmıştı Hz Muaz vâliliklerin en büyüğü olan Cened vâliliğine tayin edilmişti Orada kadılık yapacak, halka İslâmiyeti, Kur’an-ı Kerim okumayı öğretecek, Yemen ülkesinde tahsil edilen zekât ve sadakaları da vazifelilerden teslim alacaktı

Hz Muaz, Medine’den ayrılacağı sırada Peygamber Efendimiz ona, “Sana halli için herhangi bir dava getirildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?” diye sordu

Hz Muaz, “Allah’ın kitabındaki hükümlerle hüküm veririm” dedi

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Eğer Allah’ın kitabında onunla ilgili bir hüküm bulamazsan neye göre hüküm verirsin?” diye sordu

Hz Muaz, “Resûlullahın sünnetine göre hüküm veririm” dedi

Resûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer, “Resûlullahın sünnetinde de onunla ilgili bir hüküm bulamazsan, ne yaparsın?” diye sordu

Hz Muaz, “O zaman, kendi görüşüme göre içtihad eder, hüküm veririm” dedi

Resûl-i Ekrem Efendimiz bundan son derece memnun oldu Bu memnuniyetini şöyle ifade etti:

“Allah’a hamdolsun ki, Resûlullahın elçisini, Resûlullahın razı olduğu şeye muvaffak kıldı”1

Yola çıkacağı sırada ise Peygamber Efendimiz, Hz Muaz’a şu emir ve tavsiyelerde bulundu:

“Sen Ehl-i Kitap bir kavmin yanına gidiyorsun Onları, bir olan Allah’a îmân ve benim de Resûlullah olduğuma şehâdete dâvet et Eğer bunu kabul ederlerse, onlara, Allah’ın her gün ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir

“Eğer bunu da kabul ederlerse, Allah’ın kendilerine, zenginlerden alınıp fakirlere verilecek zekâtı farz kıldığını bildir Eğer, bunu kabul ederlerse, sakın mallarının en kıymetlilerini alma!

“Mazlumun duâsından sakın! Çünkü, bu duâ ile Allah Taâlâ arasında bir perde yoktur”1

Bu sırada Muaz bin Cebel Hazretleri de Efendimizden bazı tavsiyelerde bulunmasını istedi, “Yâ Resûlallah! Bana tavsiyelerde bulun” diye ricada bulundu

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Her ne halde ve nerede olursan ol, Allah’tan kork!” buyurdu

Hz Muaz, “ Yâ Resûlallah! Bana biraz daha tavsiyelerde bulun” dedi

Resûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer, “Günahın arkasından hemen iyilik ve hayır yetiştir ki, onu yok etsin!”

Hz Muaz, “Yâ Resûlallah! Bana tavsiyelerini arttır” diye dileğini tekrarladı

Peygamber Efendimiz, “İnsanlara, güzel ahlâk ile muâmelede bulun!” buyurdu2

Resûl-i Ekrem Efendimizin, Hz Muaz ile beraberinde gönderdiği Ebû Mûsa el-Eşarî’yi uğurlarken de son tavsiyesi şu oldu:

“Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!”3

Hz Ali’nin Yemen’e gönderilmesi

Hicretin 10 senesi, Ramazan ayı (Milâdî 631) Bu tarihte Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz Ali’ye, Yemen’de bulunan Mezhiclere gidip onları İslâmiyete dâvet etmek vazifesini verdi Hz Ali ile birlikte üç yüz süvari vardı1

Peygamber Efendimiz, uğurlayacağı sırada Hz Ali, “Yâ Resûlallah! Nasıl yapacağım?” diye sordu

Peygamber Efendimiz şu tâlimatı verdi:

“Onların topraklarına girinceye kadar yürü Mıntıkalarına girince onları ‘Lâ ilâhe illallah’ demeye dâvet et

“Eğer, ‘Lâ ilâhe illallah’ derlerse, onlara namazı emret Zekâtlarını da alarak, fakirlerine dağıt Başka bir şey de isteme Şunu da bil ki, Allah’ın senin vasıtanla bir kimseye hidâyet ihsan etmesi, sana üzerinde güneşin doğduğu her şeyden Allah’ın yanında daha hayırlıdır Onlar seninle çarpışmadıkça sen de onlarla çarpışma!”2

Hz Ali, bu emir üzerine mâiyetindeki mücahidlerle Yemen mıntıkasına vardı Kendisini karşılayan halkı Müslüman olmaya çağırdı Halk bu dâvete icabet etmeyerek karşı koydu

Bunun üzerine Hz Ali, ordusunu düzene soktu ve onlarla çarpıştı Mücahidlere karşı duramayan düşman, sonunda dâvete icâbet etmeye mecbur kalıp, Müslüman olmayı kabul etti

Reislerinden bazıları gelerek Müslüman olduklarını ve arkalarında bulunan kabilelerinin de temsilcileri bulunduklarını bildirdiler Zekâtlarını da getirip Hz Ali’ye teslim ettiler

Hz Ali daha sonra, Vedâ Haccı sırasında gelip Peygamberimize kavuştu3


Linkleri Görebilmek Yada Dosyaları İndirebilmek İçin
Kayıt Olmanız GEREKMEZ !


Yorum yada Mesaj Yazın
Yorum yada Mesaj Göndermek için Lütfen Üye Girişi Yapın.


ENDER Çevrimdışı  
Yanıtla
Tags: , ,


Konu Araçları
Görünüm Modları


Benzer Konular
Konular Konuyu Başlatan Forum Yaz Son Mesaj
Hicretin Dokuzuncu Senesi-2 ENDER Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hayatı 0 05-03-2007 10:46
Hicretin Yedinci Senesi-9 ENDER Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hayatı 0 05-03-2007 10:30
Hicretin Yedinci Senesi-8 ENDER Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hayatı 0 05-03-2007 10:29
Hicretin Yedinci Senesi-7 ENDER Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hayatı 0 05-03-2007 10:28
Hicretin Yedinci Senesi-6 ENDER Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hayatı 0 05-03-2007 10:27

Saat 08:40 | FaceBook | Sanalhazinem | Site Map | Dizitube | izlekolik | Showizle | Bedavaizle | Magazinmedya | Alexa | Yahoo | validator.w3 | Gizlilik Bildirimi | MP3 Blog | Oyun | Cep |
Powered by vBulletin Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SANALHAZİNEM Ailesi ©2006-2010
www.snlhznem.com
TOPlist